www.gomurgen.org

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
İNANIŞLARIMIZ

İNANIŞLARIMIZ

Tarih 05 Temmuz 2011, 00:59 Editör Ahmet Karaaslan

Gömürgen Kasabasından Derlemiş Olduğum İnaçlarımızdan Batıl Bazı Örnekler

 

 

İNANIŞLARIMIZ

 

AL: Doğum yapan kadınları ve bebeklerini boğarak öldürdüğüne inanılan yaratık olarak bilinir.

AL BASMASI: Yeni Doğum yapan kadınlara “al’ın” görünmesi olayıdır.

Al basmasından korunmak için, yeni doğum yapan kadını ile bebeği; evde yalnız bırakılmazlar. Yattıkları odaya Kur’ân-ı Kerim asılır. Ayrıca yastıklarının yüzüne kırmızı veya içinde daha çok kırmızı renk bulunan bezler dikilir.

 

Avuç İçinin Kaşınması

 

Avuç İçinin Kaşınmasının iki anlamı olduğuna inanılır. Eğer sağ avuç kaşınıyorsa, para gelecektir. Saçları gür olan birisinin başına kaşınan avuç sürülürse, gelecek paranın da çok olacağına inanılır.

Sol avuç kaşınıyorsa, o kişiden para çıkacak demektir.

 

Ezilmekte Olan Sarımsağın Kuvvetinin Kaybolmaması

 

İşi yapan kişi, sarımsağın ezilmesi bitene kadar hiç konuşmazsa, kuvvetinin kaybolmayacağına inanılır.

 

Hıçkırık Kesmek

 

Sonu gelmeyen hıçkırığa tutulan birinin bu hâlini görenler, onu utandıracak bir şey söylediklerinde hıçkırığın hemen kesileceğine inanılır. Genellikle söylenenler “Ne çaldın?” sorusudur.

 

Karpuz kabuğunu kemirmek

 

İçi yenilen karpuzun kabuğunu tekrar kemirmenin, kemirene kellik getireceğine inanılır. Çoğu zaman kemirme işini küçük çocuklar yaparlar. Büyükler tarafından ikaz edilerek, bu eylemen vazgeçirilir.

 

   Kulağa Arı, Sinek Gibi Hayvanların Çarpması

 

Bir kişinin kulağına veya kulak bölgesine yakın bir yere bu tür hayvanların çarpması, bir haber alacağına işaret sayılır. Haberin müjde olacağına inanılır.

 

Kulak Çınlaması

 

Uzaktaki tanıyan birinin, kulağı çınlayanın ismini andığına inanılır. Bir toplulukta uzakta olan birinin iyi yönü anılınca ardından şöyle söylenir: “İlahi falan, kulakların çınlasın! Adımı anmadıkça da dinmesin.”

Kulakları çınlayanlar, çınlamayı kesmek için şöyle söylerler: “Çın kulağım çın. Anam mı andı, babam mı andı, atam mı andı, elim-aşiretim mi andı?  Havam mı, suyum mu andı? Toprağım mı andı, yeşil yeşil yaprağım mı andı?..”

Hangi isim anılırken çınlama biterse, o kişi anmış demektir.

Bu konuda Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammet (S.A.S.) Efendimiz’in bir hadisleri de vardır. Kulağı çınlayan kişinin şöyle demesini buyurmaktadır: “Beni hayırla yadedeni de Allah (C.C.) hayırla yadetsin.

 

   Soğan Acısından Etkilenmemek

 

Soğan kesmekle uğraşan birinin acıdan gözleri etkilenmemesi için, işi bitene kadar kestiği bir parça soğanı başının üzerine koyması gerekir.[1]

 

Yeni Başlanılan İşi Erken Veya Geç Bitirme:

 

Dokuma, örme, oya, ... benzeri bir işe yeni başlandığı sırada işine yavaş olan birisi başlanılan işin üzerine gelirse; o işin geç bitirileceğine inanılır. Bazen iş, tekrar sökülerek yeniden başlanır. İşine çabuk biri geldiğinde, işin erken bitirileceğine inanılır.

 

HAVANIN DURUMU

 

    A-HAYVANLARIN HAREKETLERİNE GÖRE

 

Şafak vakti koyunlar ağıldan veya arhaçtan[2] çıkarılırken, ayağa kalkanların tüylerini çırparak temizlemeye çalışmaları yağış olacağına işaret sayılır.

Aynı şekilde sürünün eşeği de kulağını sallarsa bu hareketi, o gün yağış olacağını gösterir.

Öğle vakti göl veya çaydaki kurbağaların çok aşırı derecede vıraklamaları da, o gün yağış olacağına işarettir.

 

   B-AĞAÇLARIN YAPRAK DÖKMELERİNE GÖRE

 

Güz aylarında ağaçlar yapraklarını önce tepeden dökmeye başlamışsa, o yıl kışın çok şiddetli geçeceğine, eğer alt taraflardan dökmeye başlamışsa, kışın ılımlı geçeceğine inanılır.

 

   C-GÖK CİSİMLERİNİN HAREKETLERİNE GÖRE

 

1-Ay’ın Durumuna Göre

 

Ay’ın çevresinde, gökyüzünün renginden başka daire biçiminde bir halka oluşmuşsa buna “Ay’ın ağıl bağlaması” denir.  Bu durum, havanın soğuyacağına işarettir.  İçinde bulunulan mevsimin özelliğine göre yağış olacağına inanılır.

 

   2-Bulutların Hareket Yönüne Göre

 

Bulutların güney rüzgârları ile kuzeye doğru sürüklenmesi, havanın iyi olacağına; bunun tersi ise bozulacağına işaret sayılır.

Bulutların hareket durumuna göre çobanların nasıl davranmaları gerektiğini anlatan bir atasözü vardır. Aşağıdaki atasözü, çobanlar arasında bugün bile geçerliliğini korumaktadır.

“Bulut gidiyor Şam’a, davarı dıhın[3] dama. Bulut gidiyor Urum’a[4], davarı çek örüme.”

 

   3-Güneş’in Doğuşu ve Batışı Sıralarında Oluşan Kızıllığa Göre

 

Güneş doğarken oluşan kızıllık, akşama veya geceye doğru havanın bozulacağının işareti sayılır. Güneş batarken oluşan kızıllık ise, bu vakitten sonra havanın güzel olacağının gösterir. Bu ifadeyi anlatan aşağıdaki atasözü kabul edilen cümle, halk arasında çok geçerlidir.

“Sabahın kızıllığı akşama kış, akşamın kızıllığı sabaha hoş.”

 

UĞUR VE UĞRUSUZLIKLAR

 

   Acı Yiyecek İstemek

 

Güneş battıktan sonra komşulardan acı yiyecek iste-mek veya vermek uğursuzluk sayılır.

 

  Bazı Günlerde İşe Başlamak, Yola Çıkmanın Uğursuzluğu

 

Salı günü yeni bir işe başlamak, yola çıkmak uğursuzluk sayılır. Yeni bir işe başlayacak, yola çıkacak olanlar, Salı gününün geçmesini beklemek zorundadır.

Cuma günü çamaşır yıkamak, günah ve uğursuzluk sayılır. Cuma namazının sâlâsından önce evin süpürülmesi ve çıkan süprüntünün de namazdan önce atılmasının gerektiği düşüncesi yaygındır.

 

   Bıçakların Ağzının Açık Bırakılması

 

Kapanması mümkün olan bıçakların ağızlarının açık bırakılması doğru değildir. Bıçakların ağızlarının açık bırakılması hâlinde, o evin hayvanının öleceğine inanılır.

 

Evde Bazı Hayvanları Beslemek

 

Bazı hayvanları beslemenin, kimi ailelere uğursuzluk getireceği inancı çok yaygındır. Her ailenin, uğursuzluk saydığı değişik hayvanları vardır. Bazı ailelere arı beslemek uğursuzluk getirirken, başka bir aileye güvercin beslemek uğursuzluk getirebiliyor. Güvercinin uğursuzluğunu anlatmak için, bu hayvanın bir bedduâsı şöyle nakledilmektedir: “Güvercin demiş ki: Etimi yiyen doymasın, pisliğime basan onmasın!”

 

Kullanılmadığı Hâlde Evde Çok Miktarda Beyaz Bez Bulundurmak

 

Evde kullanılmadığı hâlde patiska gibi beyaz bez bulundurmak, uğursuzluk sayılır. Böyle beyaz bez bulundurmakla, aileden birinin öleceği ve bezin de kefen olarak kullanılacağı yaygındır.

Oysa, sağlığında kefenini alıp, ölümünde kullanması için hazır edenlerin onlarca yıl yaşadıkları çok görülmüştür.

 

Evin Damına Baykuş Konması

 

Evin damına baykuş konması, uğursuzluk sayılır. Evden bir cenaze çıkacağına, baykuşun konduğu evin sonunda virane olacağına inanılır. Uğursuzluğu gidermek için, baykuş kovalanır ve yerine kül dökülür.

 

   Geceleri Aynaya Bakmak

 

Güneş battıktan sonra aynaya bakmak, uğursuzluk getirir. Aynaya bakan kişinin bahtının kapanacağına, çok geç evlilik yapacağına inanılır.

 

Geceleri Islık Çalmak

 

Geceleri ıslık çalmak, uğursuzluk sayılır. Geceleri ıslık çalmak, “şeytan çağırmak” demektir.

 

Göz Seğirmesi

 

Sağ gözün seğirmesi hayra, sol gözün seğirmesi şerre alâmet sayılır. Ayrıca gözünün seğirmesini başkalarına anlatmanın doğru olmadığı düşüncesi yaygındır. Bu konuda gözünün seğirmesini başkalarına anlatana gözün şöyle söylediğini naklederler: “Göz dermiş ki: Ben senin yaptıklarını başkalarına anlatmıyorum da, sen bir kere seğirmemi hemen başkalarına söylüyorsun!..”

 

Kazan Dibi Yemek

 

Kazanların dibindeki yemekleri, süt, yoğurt artıklarını yiyen gençlerin düğünlerinde kar yağacağına veya düğünün kış mevsiminde zor şartlarda olacağına inanılır.

 

Ot Süpürge İle Birisine Vurmak

 

Süpürgeyle birisine vurulmaz. Vurulan kişiyi “cin çarpacağı” inancı yaygındır.

 

Talaz

 

Yaz aylarında meydana gelen küçük hortum şeklindeki hava olayına “talaz” denilir. Talazın meydana gelişi: “cinlerin düğünlerindeki hızlı hareket” sebep olarak bilinir.

Talaz, çiftçilerin biçilmiş ekin ve ot yığınlarını dağıtır. Yüklü kağnıları devirir. Talazın ot yığınlarına ve yüklü kağnılara doğru geldiğini gören çiftçiler, önce eûzü besmele çeker ve “Ali burda Ali burda” diyerek cinlere Hz. Ali (K.V)’nun yanlarında olduğunu duyurup onları korkutarak uzaklaştırmaya çalışırlar.

    Tavşana Rastlamak

Yolda veya kırlarda bir tavşan görmek, uğursuzluk sayılır. Tavşanı gören kişinin o gün için bir takım tersliklerle işlerinin bozulacağına inanılır. Halk arasında bu hayvan, “sakar tavşan[5]” olarak bilinir. Tavşanın “sakar” olarak nitelendirilmesi, Hz. Ali (K.V.)’nun saklandığı yeri düşmanlarına bildirmesindendir.

 

Tilki Avcılığı Yapmak

 

Tilki avcılığı yapmanın uğursuzluk, kürkünü giymenin ise uğur ve zenginlik getireceği inancı yaygındır. Bu konuda tilkinin şöyle bir bedduâ ve duâsı nakledilir: “Tilki demiş ki, avıma düşen onmasın. Kürkümü giyen, yoksulluk yüzü görmesin.”

 

Tilkiye Rastlamak

 

Her hangi bir yerde tilkiye rastlamanın uğur getireceğine inanılır. O gün, tilkiye rastlayan kişinin işlerinin rast gideceği düşüncesi yaygındır.

 

TEDAVİ VE KORUNMA

 

Baş Ağrısını Tedavi Etme

 

Baş ağrısı çekenlerin, ağrısını tedavi amacıyla bir takım işler yapılır. Bu tedavi yöntemine “urhuç” denir.

Baş ağrısını tedavi edebilmek için, bir ocaktan el almak gerekir. Hasta oturduktan sonra el alan kişi, ellerini hastanın başına kor ve şöyle söyler: “Ağ yel misin, kara yel misin, sarı yel misin? Her neysen çık. Eğer çıkmazsan, değirmencilerin ve sıcak ekmek yapıp da vermeyenlerin günahı senin boynuna olsun,” der.

Bu şekilde baş ağrısından kurtulmanın mümkün olduğuna inanılır.

 

Dilde Sivilce Çıkmasının Sebebi ve Tedavisi

 

Birine ayrılmış veya başkasının nasibi olan yiyeceği yiyen kişinin dilinde sivilce çıkacağına inanılır.

Dilde çıkması muhtemel olan sivilceyi önlemek için, kendisine yiyecek ayrılmış şahsın adı, besini yiyen kişi tarafından “benim adım falandır” diye anılarak yenilirse onun dilinde sivilce çıkamayacağına inanılır.

Başka birinin yemesi için ayrılan besini yemek isteyen şahıs, kendisine yiyecek ayrılmış olan kişinin adını anarak “benim adım … dır” diyerek yemesi gerekir.

 

Dolu Yağışını Kesme

 

Dolu yağışında büyük çaplı zararlar olur. Dolunun zararından kurtulmak ve yağışı hemen kesebilmek için, bir annenin ilk çocuğu olmak gerekir. Böyle birisi, eline bir bıçak alarak dışarıya çıkar ve eûzü besmele çeker. Eline bir dolu tanesini alıp şöyle söyler: “Ben anamın ilkiyim, guyruğu gücük tilkiyim. Kesil dolu kesil!” diyerek eline aldığı doluyu keserse, dolu yağışının duracağına inanılır.

 

Duşak Kesmek

 

Yürümesi geciken ve yürümeye başladıktan sonra sık sık yere düşen çocukların, daha iyi yürümesi ve düşmeyi engellemek amacıyla “duşak kesme” eylemi yapılır. Duşağı kesilecek çocuğun annesi, mahallenin çok atik  çocuklarını bulur. Kendi çocuğunun ayak bileğine koparılması kolay olan bir ipi gevşekçe bağlar. En hızlı  koşan bir çocuk, bağlı olan ipi kırarak kaçar. Arkasında diğer çocuklar onu kovalarlar. Önden koşan çocuğun, tökezlemeden ve düşmeden, yakalanmadan duşağı kesilenin yanına gelmesi gerekir. Bu kovalamaca başarılı olursa, duşağı kesilen çocuğun da atik olacağına inanılır.

 

Hayvanlardaki Bohça Hastalığını Tedavi Etmek

 

Koyun ve sığırların gözleri bozarıp kör olmalarına “bohça hastalığı” denir. Bu hastalığı tedavi edeceklerin, üç avuç dolusu (üç yudum) deniz suyu içmiş olmaları gerekir. Bu şekilde deniz suyu içmiş olanlar, bohçaya yakalanmış hayvanların gözlerine tükürünce hastalığın geçeceğine inanılır.

 

Hayvanlardaki Keneyi öldürmek

 

Koyunlarda asalak olarak yaşayan ve onlara çok zarar veren bu hayvandan onları kurtarmak için ocaktan keneci olmak gerekir.

Bir kene öldürülerek onu kanı yeni doğan çocuğun ağzına sürülür. Böylece çocuk, keneci yapılır.

Bu şekilde keneci olmuş kimse, koyunlardan birkaç kene toplar. Bunları öldürerek, kanını bir tas su içine karıştırır. Bu şekilde hazırladığı suyu eline alarak, kapıya durur, koyunlar bacaklarının arasından geçerler. Keneci, elindeki sudan koyunların üzerine serperken şöyle söyler: “ Sen gene, ben gene. Ben geldim, çık gene çık...”

 

Kaza ve Belâdan Korunma

 

Sık sık kazaya uğrayanların elbiselerinden bazıları, kişinin başı üzerinde birkaç kere döndürülür. Sonra bu giysiler fakirlere verilir. Böyle kişinin kaza ve belâlardan korunacağına inanılır.

 

Kırk Çıkarmak

 

Doğumdan sonra kırk tam gün geçmedikçe, annesiyle bebeği kırklı sayılır. Kırklı anne ile çocuğun bir yere götürülmesi, başka bir kırklının da onların yanına gelmeleri doğru değildir. Yeni evli çiftler de kırk gün geçmedikçe, kırklı sayılırlar.

Kırkıncı günde bebeklere bir banyo yaptırılır.bu banyoda kırk kere besmele çekilerek, kır defa su dökülür. Bundan sonra kırklılar her yere gidebilirler.

Eğer kırklılar, kırk çıkarmadan önce zorunlu olarak bir yere gidecekse; bebeğin koynuna bir hamail veya bir parça ekmek konulur.

 

Kızılyüğrük Hastalığını tedavi Etmek

 

İnsan yüzünün cildinin pul pul dökülmesine ve kızarmış lekeler kaplamasına “kızılyüğrük” denilir. Bu tip hastalığa yakalanan kişi, ocakçı birine götürülür. Ocakçı, hastayı incelerken içinde bir takım âyetler okur. Okuması bitince hastanın yüzüne aniden tükürür. Hasta, hem korkar, hem de tiksinti duyar.

Hastalığın tiksintiden gelmiş olduğuna inanılır. Yine tiksinti ile geçeceği düşüncesi hakimdir.

 

Kurşun Dökmek

 

Hasta, kurşun dökecek olanın yanına getirilir. Tedavi edici, bir tas veya leğen su hazırlar. Erittiği bir miktar kurşunu su içine dökerken âyetler ve duâlar okur. Suya giren kurşun, tekrar katı hâle geçer. Kurşunun aldığı şekil kime benzemişse, hastaya onun nefesi ve nazarı olduğu söylenir.

Bu sudan hastaya biraz içirilir. Eli ve yüzü yıkanarak, suyun içine bir parça ekmek doğranır. Bu ekmek, kedi ve köpeklere verilerek yedirilir. Suyundan da o hayvanların üzerine serpilerek: “Ağrısı, sızısı, derdi sana geçsin,” denir.

 

Nazardan Korunmak

 

Kasabamızda nazara çok önem verilir. Nazarın hak olduğu bilinir ama korunmak için bazı batıl inançlarımız vardır. Nazardan korunmak için:

 

a) İlk Bakışta Dikkat Dağıtacak Şeyler Asmak

 

1) İğde Dallarından Yapılan Nazarlıklar:

Nazardan korunması istenen insanlarla, hayvanların boğazlarına iğde ağacının ince dallarından yaklaşık bir cm uzunlunda kesilir. Uçlarında ipe dizilen bir nevi kolye yapılarak nazardan korunacak olan şeye asılır. Bu bir çocuk ve küçükbaş hayvan ise boyunlarına, büyükbaş hayvanların boynuzlarının arasına alnına gelecek şekilde asılır.

2) Bundan başka hazır nazar boncukları ile kolye yapılarak nazardan korunması istenen kişilerle hayvanların boyunlarına asılır.

3) Nazardan korunması istenilen hayvanların boynuna mavi bez içine tavuk dışkısı, ayrıca çörekotundan  ayrı ayrı çıkın yapılarak boyunlarına asılır.

4) Yavru tosbağaların iskeletlerinden de nazarlık yapılarak asılır.

5) Ayrıca nazar ayetlerinin yazılı olduğu muskalar da aynı şekilde nazarlık olarak asılır.

6) Evleri nazardan korumak için de insanların çok gelip geçtiği taraflardaki duvarlarına tosbağa iskeleti, at veya eşek kafası, üzerlik otundan demet, mavi plastik gibi objeler asılır.

 

c) Köz Söndürmek

Nazara uğradığı sanılan kişi, tedavi edicinin yanına getirilir. Kimin nazarının değmiş olacağı söyletilir. Tedavi edici, çevreden topladığı küçük ağaç kıymıklarıyla bir ateş yakar. Bunlar henüz köz halindeyken birer birer alıp bir tas suyun içine atar. Bu sırada bir takım duâlar ve âyetler okur. Nazarından şüphelenenlerin isimlerini sayar. Her atıştan sonra “El benim elim değil, Fadime Anamız’ın eli” diye tekrarlar. Kimin adına atılan köz suda dibe çökmüşse, onun nazarı olduğuna karar verilir.

Nazar sahibinin belli olmasıyla nazarın bozulup, hastalığın geçeceğine inanılır.

Kurşun dökmede olduğu gibi, köz söndürülen  sudan hastaya biraz içirilir. Başına biraz su dökülür. Eli ve yüzü yıkanarak, bir parça ekmek doğranır. Bu ekmek, kedi ve köpeklere verilerek yedirilir. Suyundan da o hayvanların üzerine serpilerek, nazardan gelen rahatsızlığın hayvanlara geçeceğine inanılır.

 

Sancıyı Kesme

 

İnsanların ve hayvanların sancılarını kesebilmek için el alınmış olması gerekir. Elverme her zaman olmaz. Sancıyı kesmede elverme, belki milyonda bir kere rastlanılacak bir olaydır. Bir köpeğin, ölmüş başka bir köpek leşini yerken görülmesi hâlinde el verilir.

Olaya şahit olan elverici, elvermek istediği şahsa olayı gösterdikten sonra: “Sana elimi veriyorum,” der.

El alan kişi, insan ve hayvanlardaki sancıyı kesmek için üç İhlas, bir Fatiha sûresini okuyarak hastanın yüzüne üfler. Hasta esnerse, sancının geçtiğine inanılır.

    Tatarca Kesmek

Küçük çocuklarda görülen bir çeşit sancılı hastalığa “tatarca” denir. Bu hastalığı tedavi edecek kişi el almış olmalıdır.

Bir odanın içinde insanlar kenarlara dizilerek otururlar. Hasta çocuğu, anne veya babası yönü kendilerine dönük olmak üzere kucaklarına alırlar. Çocuğun sırtına bir ekmek tahtası dayanır. Tedavi edecek şahıs, uzun bir çubuğa at gibi binip, eline de bir sopa alır. Atını sürerek ortaya gelir. Oradaki hazır bulunanlara şöyle bir soru yöneltir ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:

— Burdan bir tatarca geçti, gördün mü?

— Görmedim.

Bu cevaptan sonra atını koşturarak, aynı soruyu başkalarına da birkaç kez sorar. Yine hep aynı cevap verilir.

Tedavi edici şahıs, bu arada yeniden aramalara başlarve başka birine yönelerek devam eder:

  Biraz önce şuradaydı! Nereye gitti, nereye saklandı? Onu neden saklıyorsunuz?..

Bu arada hasta çocuğun bütün dikkati, tedavi ediciye odaklanmıştır. Tedavi edici, bu sefer çocuğu kucağında tutanın yanına gelerek:

— Az evvel şurdan bir tatarca geçti. Gördün mü?

— Görmedim.

— Nasıl görmedin? Daha yeni önüm sıra kaçıyordu!

— Görmedim.

— Görmüş olmalısın!

— Görmedim diyorum!

— Yalancı! Gördün de saklıyorsun. İşte gidiyor! Dur, kaçma. Şimdi seni tutacağım. Tuttum! Kesiyorum, kestim!..

Elindeki sopasını olanca gücüyle çocuğun sırtındaki tahtaya vurur. Çıkan sesten çocuk irkilerek ağlar[6].

     Aygıryeli Tedavisi

Küçük çocukların mide ve bağırsaklarında sıkça meydana gelen gaz oluşumuna  “Aygıryeli” denilir. Çocukların sürekli diş gıcırdatmasıyla, bu hastalığa yakalandıkları anlaşılır.

Bu hastalığı tedavi etmek için, bir takım sûreler okunduktan sonra çocuk, at, eşek, katır gibi hayvanların karınları altından geçirilir.

Bir tarafta tedavi edici, diğer tarafta hastanın bir yakını bulunur. Tedavi edici, okumasına devam ederek hastayı diğer taraftakine uzatır. Hasta, kendisine getirildikten sonra bu eylem iki kere daha uygulanır.

Böylece çocuktaki hastalık, o hayvana verilmiş olur.


[1] Burada belki bir parça gerçek payı vardır. Şöyle ki: Soğan kesildiğinde çıkan beyaz sıvı, havayla temas edince gaz oluyor. Göz seviyesine kadar yükselince, yaş akıtıyor. Baş üzerine konan parçadan da böyle bir gaz oluşumu çevreye yayılırken, aşağıdan gelenin etkisini itme gücü ile azaltmış olabilir.

[2] Koyunların yazıdaki yataklarının genel adıdır.

[3] İçeri almak.

[4]Anadolu’nun dışında oturanlar, o zamanlar Anadolu’ya bu ismi vermişlerdir.

[5] Bu inanış, atalarımızın alevi Türkmen boyları ile birlikte yaşadığının ve kültürlerinden etkilendiğinin bir işaretidir.

[6] Tahtaya vurmanın çıkardığı ses, çocuk için bir şok olur.

Bu haber 483 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

GÖMÜRGEN KÜLTÜRÜ (DİL-EDEBİYAT)

DEV GARINLI BİZ BURUNLU

DEV GARINLI BİZ BURUNLU Gömürgen masallarından (Anlatan: Senem KARAASLAN)

AHMET EMMİ

AHMET EMMİ Gömürgenden derlediğim masallardan

YEMEDİM AMMA ETMİŞİM...

YEMEDİM AMMA ETMİŞİM... Gömürgenden derlediğim masallardan

GARABÖCÜK

GARABÖCÜK Gömürgenden derlediğim masallarımızdan

GÖMÜRGENDEN DERLEDİĞİM MASAL VE HİKÂYELERİMİZİN İSİMLERİ VE ÖZETLERİ

GÖMÜRGENDEN DERLEDİĞİM MASAL VE HİKÂYELERİMİZİN İSİMLERİ VE ÖZETLERİ Bunları Allah (C.C.) İzin Verirse En Kısa Zamanda Sırayla Yayımlayacağım.

OT BİTMEDİ

OT BİTMEDİ Koyun, Türkmen'in her şeyidir.

YARALI MAHMUT

YARALI MAHMUT Gömürgenden derlediğimim hikâyelerimizden

ATASÖZLERİMİZ

ATASÖZLERİMİZ Gömürgenden derlediğim ATASÖZLERİMİZ
NARDUGAN'INIZ KUTLU OLSUN...30 Aral?k 2012

KÖŞE YAZARLARIMIZ

KÖYÜME (Gömürge KÖYÜME (Gömürge
ÖĞRETMENLER GÜNÜ
Ali Çetinkaya Ali Çetinkaya
Dernek Faaliyetleri
NARDUGAN'INIZ KUTLU OLSUN...30 Aral?k 2012

ALAPARSLAN TÜRKEŞ KİMDİR?

ALPARSLAN TÜRKEŞ KİMDİR?
Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır. Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.

KULELİ’DEN HARP OKULU’NA

Askerlik mesleğine büyük sevgisi olan Alparslan Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiş başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmiştir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

EVLİLİKLERİ

1940 yılında Isparta'da Muzaffer Hanım’la evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları dünyaya gelir. Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat eder. Alparslan Türkeş 1976 yılında Sevâl Hanım'la ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu olmuştur.

1944 MİLLİYETÇİLİK OLAYI

3 Mayıs1944... Ankara'da bir yürüyüş vardır. Türk Milletinin ve Devletinin bekası fikrine sahip aydınlar ve onların izindeki gençler, basın ve üniversite kadrolarına sızan ve kendilerini cumhuriyetin gerçek sahibi diye gösteren dönme-devşirme ittifakının oyunlarına karşı ideolojik tavrını koyar.

Yürüyüşten sonra bir grup milliyetçi aydın tutuklanır. CHP faşizminin açtığı Türkçülük-Turancılık Davası başlar. Milliyetçiler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de bu aydınlar arasındadır.

20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan Savcı’ya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği suçu isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanımı severim" cevabını verir. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme süresince bir yıl hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen ceza daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder.

YURTDIŞI GÖREVLERİ

1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir. Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur. 1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan Türkeş, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir. İyi derecede Fransızca ve İngilizce bilen Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur.

27 MAYIS 1960 DARBESİ

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin önde gelen simalarından olan Alparslan Türkeş, bu hareketi partilerüstü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesi üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960-25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke ve kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmıştır.
CHP’li bazı politikacıların Milli Birlik Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile Mili Birlik Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üssünde hapsedilmiş, daha sonra da, CHP’lilerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den, hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikametgâh olarak gönderilmiştir.
Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.
 
1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş'in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez. Yıl1963 tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner. Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adli bir dernek kurar. Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.

23 Şubat 1963‘ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adlı bir dernek kurar.

TALAT AYDEMİR OLAYI

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile 21 Mayıs 1963’te tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar. Yargılama sonucunda beraat eder. 5 Eylül 1963‘te tahliye olur.
 
Tarih 31 Mart 1965 saat 11.00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılı...

Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay'ında Genel Başkanlığına seçilir. Ayni yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir. Yıl1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adi Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O Yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir.

İlki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos - 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar. Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler başlar. 1968 Yılından itibaren marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek "Kömünist Devrim" için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası" mi "kir gerillası" mi tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakki tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeğe başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçleri bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.

Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları birçoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ıstırap dolu yıllardır.

12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar.

Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada'da kalır. Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi'nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985'de tahliye olur ve beraat eder.

Tarih 6 Eylül 1987... Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ'a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.

Tarih 4 Ekim 1987.. Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir.

Tarih 20 Ekim 1991.. Genel seçimlerde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.’dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.

Tarih 27 Aralık 1992… On iki Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP'nin son kurultay delegeleri, MHP'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler. Tarih 24 Ocak 1992 MÇP'nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adini MHP amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.

Seksen yıllık fırtınalı ve çileli bir ömrün sonunda koca çınar, yine fırtına ve kar yağışlı 4 Nisan 1997 gününde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
Allah, bütün geçmişlerimizle birlikte TÜRK’ÜN son BAŞBUĞU’NA da rahmet eylesin.
 

ANKET

Derneğimizin web sitesi çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?





Tüm Anketler

ANKET

Derneğimizin web sitesi çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?





Tüm Anketler

Editör'ün Seçtikleri

HAVA DURUMU                                 KAYSERI

HAVA DURUMU                                 KAYSERI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

HAVA DURUMU                                 KAYSERI

ANKET

Derneğimizin web sitesi çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?





Tüm Anketler

...

Sitemizde belirtilen görüşler sadece yazarları bağlar. Sunulan görüşler yetkililerce onaylanmadığı sürece kurumsal görüşümüzü yansıtmaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyap?: MyDesign Haber Sistemi